TIKLA
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edkirtasiye?ref=hl
  • https://plus.google.com/b/106886206509708574199/106886206509708574199/posts
  • https://twitter.com/egitimdunyamiz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam129
Toplam Ziyaret1365897
ANKET
Sizce Eğitim Sisteminin En Büyük Eksikliği Nedir?
Site Haritası
REKLAM4
reklam5
REKLAM2
REKLAM1
REKLAM

BİLİM KURGU

 

DÜNYADA TEK BAŞINA

        Bir sabah uyandım. Odamdan çıkıp elimi ve yüzümü yıkadım; ama ev çok sessizdi. Sanki herkes bir yere gitmiş gibiydi...

        Evin her yerine baktım; fakat kimseyi bulamadım. Acaba herkes nereye gitmişti? Telefonu bulup hemen amcamları aradım ama telefona kimse cevap vermedi. Ardından teyzemleri, arkadaşlarımı aradım; ama telefonlarımın hiçbirine cevap alamadım. Bugün hangi gündü? Acaba doğum günüm olduğu için bana şaka mı yapıyorlardı? Hayır, bugün doğum günüm değildi. Sonra televizyon masasının üstünde bir kaset gördüm. Üstünde bilmediğim bir dilde bir şey yazıyordu; ama altında Türkçe olarak “seyret” yazıyordu. Hemen kaseti videoya koyup seyretmeye başladım. Bir uzaylı kasette konuşuyordu. Çok korktum. O sırada pijamamda bir ıslaklık hissettim. Bunun ne olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur. Kasetteki uzaylı bana, arkadaşlarıyla birlikte dünyadaki tüm insanları kaçırdıklarını ve hepsini kurtarmam için dünyanın bir yerine sakladıkları altın elmayı bulmamı istedi. Bunun için üç ipucumun bulunduğunu söylediler. İlk ipucunun Washington’da Beyaz Saray’da olduğunu ve yirmi dört saatimin olduğunu söylediler ve kaset kapandı.

        Bunu nasıl yapacaktım? Washington’a nasıl gidecektim? Önce bir silah dükkânına gittim ve kendime yeterli sayıda alet edevat aldım. Ardından bir harp okuluna gittim. Oradan bir jet uçağı aldım; ama uçağı nasıl uçuracağımı bilmiyordum. Fakat 2045 yılında olduğumuz için bilgisayara kendi kendine uçak kullanma programı ve karate, tekvando gibi uzak doğu dövüş sporlarını da yükledim. Hemen uçağa atlayıp Amerika’ya doğru yol aldım. Dört saat sonra Beyaz Saray’a vardım. Saraya gidince oklar gördüm. Okları takip ederek gizli bir bölmeye ulaştım. Karşımda bir canavar vardı. Canavarla dövüştüm. Zor da olsa ağzındaki ipucunu aldım. İpucundan bir sonraki görev yerimin Afrika’da bir yer olduğunu anlamıştım. Benden Afrika’daki aslanın ağzından bir dişi çekerek son görev için altın elmayı Amankamon’un mezarının bulunduğu piramitte aramam isteniyordu. Uçağa atlayıp verilen koordinatları takip ederek Afrika’ya gittim. Bir füzeyle aslanı öldürdüm ve Mısır’a Amankamon’un mezarının bulunduğu piramide doğru yol aldım. Çeşitli zorlukların ardından altın elmayı aldım ve uzaylılara teslim ederek dünyayı kurtardım. Ardından annemin: “Hadi oğlum kalk, okula geç kalacaksın!” diyen sesini duydum. Meğer tüm bu olaylar bir rüyadan ibaretmiş.

        İşte insanoğlu, kuş misali uçuyor rüyadan rüyaya… Kim bilir belki bu da gerçek olur, sonuçta bir zamanlar Ay’a çıkmak da hayaldi. Her gerçeğin altında nice hayaller yatmıyor mu?

 

Muhammed Selim İŞLEYEN  6C    
                                                                       

      

ZOMBİLER VE BEN

O sabah kalktığımda eskiden olduğu gibi bir gün değildi. O sabah bütün insanlar canavarlara dönüşmüştü. Bir tek ben insan olarak kalmıştım veya öyle sanıyordum. Bu satırları yazarken hissettiklerim, o günkühislerimle hiç uymuyordu. O günkühislerim korku doluyken bugünkühislerim tam tersiydi.

Hemen bir telaşla silahlarımı kaptım, onlara mermileri doldurdum. Ve dışarıya korkuyla çıktım. Bir baktım ki canavarlardan dumanlar çıkıyor. “Acaba yanıyorlar mı?.. Güneşten olmalı!..” diye aklımdan geçirdim. Zombiler hemen karanlık yerlere kaçmaya başladı. Ben de korkuyla evime çıktım. Olanları hâlâ anlamamıştım. Her yeri zombiler sarmıştı, ne yapacağımı bilmiyordum. Bir şehirde ben ve zombiler... Zombileri yenmek ve onları eski hâline dönüştürmek için elimden ne geliyorsa yapmalıydım.

Evden çıktım, hemen bir silah satıcısına gittim. Birkaç silah aldım. AK-47’den Deagle’a kadar bütün silahları aldım ve evimin köşelerine koydum. Kendime bir laboratuvar kurdum. Bazı yerlere tuzak kurdumki biraz zombi yakalayabileyim ve akşamı bekledim.

Akşamleyin zombiler çıkmaya başladı, bir zombi yakalandı; ama diğerleri onu gördüve hemen yardıma koştular.Diğerleride bunu kim yaptı diye etrafa bakınıyorlardı. Eğer beni görselerdi işim bitmişti;ama beni göremediler ve artık sabah olmuştu. Hemen yakaladığımzombiyeuyuşturucu ilaç verdim ve zombinin üzerinde deney yapmak için onu laboratuvarıma götürdüm. İlk ilacımı denedim ve başarısız oldum. Zombi ölmüştü. Ama DNA’larını biliyordum. 1 yıl boyunca bir ilaç geliştirdim. Başka bir zombi yakalayıp test ettim ve işe yarıyordu; ama iyileşmesi için birkaç gün gerekiyordu. Tek sorun bu değildi. Bütün bu yaptığım ilaçları onlara nasıl nakledecektim? Birden bir fikir geldi aklıma:Bir itfaiye arabasını benim ilaç depoma bağladım ve gece olunca gördüğüm bütün zombilere,itfaiye arabasının hortumundan bu ilaçları sıktım ve zombiler yere düşüp iyileşmeye başladılar...

Can Ahmet DURSUN     7-E







SON 10 GÜN

1.Bölüm – DİRİLİŞ

 

Tarih: 14 Mayıs 2053

 

Amerika’nın Washington eyaletinde BertFalcon adında bir bilim adamı savaşlarda askerlere yardım edebilecek bir robot tasarlamaya çalışıyordu. Fakat asistanı, robot test edilirken yanlışlıkla robotun güç seviyesini olması gerekenden daha az yazdı. Bert, sonuçları okuyunca robota az enerji verdiğini düşünerek robotun enerjisini iki misli daha yükseltti. Önce hata yaptığını düşündü ama asistanına güvendiği için robotu tekrar gözden geçirmedi. Bert’e göre her şey hazırdı. Yarın gidip robotun patentini alacaktı. Fakat Dünya’ya nasıl bir sorun açtığının farkında değildi. Odasına girdiğinde büyük bir gürültü koptu. Bert laboratuvarına girer girmez yaklaşık 1,80 boylarında bir robot gördü. Bu, kendi robotuydu! Etrafı dağıtıyor ve ne görürse parçalıyordu. Bert can havliyle kendini dışarıya attı. Bert:

-          Karl! Çabuk dışarıya çık! Robot kısa devre yaptı! Koş!

-          Profesör! 911’i aradım! Hemen gelirler!

-          Boşver 911’i! Çabuk dışarı çık!

 

Aynı Anda Polis İstasyonunda…

 

-          Komutanım! Prof. Bert Falcon’ın üzerinde çalıştığı robot aşırı enerji yüklemesinden dolayı kısa devre yapmış! Her gör…

-          Biliyorum, biliyorum. Uzman ekipler yolda bile…

 

Bert’in Evi - Saat 23.45…

 

Özel ekip nihayet Bert’in evine ulaşmıştı. Bert sapasağlamdı fakat asistanının vücudunda ufak hasarlar vardı.

-          Profesör, ambulans yola çıktı bile. Birkaç dakikaya gelir. Lütfen sa…

-          Ambulans falan umurumda değil benim! Laboratuvarım içeride yok olmak üzere, sen hâlâ ambulanstan bahsediyorsun!

-          Sakin olun profesör. Robotu biz hallederiz, sen yeter ki sakince dışarıda ambulansı bekle ve lütfen işimize karışma.

-          O robotu durdurabileceğinizi mi sanıyorsunuz? O robotun üstündeki zırh titanyum ve sizin bile sahip olmadığınız silahlarla donatıldı!

-          Profesör, biz uzman ekipleriz. O robottan daha iyileriyle savaştık.

-          O robotu durduramayacağınızı sizde göreceksiniz!

-          Nick! Sen profesöre göz kulak ol! Biz içeri giriyoruz!

-          Anlaşıldı efendim!

Tüm ekip içeri girdi. Robot tüm laboratuvarı parçalamış, hazır bekliyordu. Ekip robotu etkisiz hâle getirmek için önce elektrikli silahlar kullandılar fakat robota hiçbir etki etmedi. Robotu yok etmekten başka çareleri olmağını anlayınca ağır silahlarla robota ateş açtılar. Ama maalesef robotun üstünde tek bir delik bile açılamamıştı. Robotun zırhının üzerinden ileri teknoloji silahlar ve roketler çıktı. Bu kez robot, atağa geçti ve tek bir roketiyle tüm ekip, laboratuvar ile birlikte havaya uçtu. Maalesef profesör haklı çıkmıştı.

Nick, olup biteni anlamak için içeri girer girmez, onunda ekiptekilerden bir farkı kalmadı. Özel ekipten geriye sadece kırılıp etrafa dağılmış silahları kalmıştı. Robot birden laboratuvardan çıkıp dağlık alana doğru koşmaya başladı…

 

 

15    Mayıs 2053 – Polis İstasyonu

 

-          Komutanım tüm ekip yok olmuş! Geriye kalanlar sadece silahları!

-          Nasıl olur? O ekip yenilmezdi!

-          Biliyorum komutanım fakat yeni bir ekip eğitmeliyiz. Hiç yenilmeyecek bir ekip.

-          Askeriyedeki en iyi onbeş adamı buraya getir! Çok güçlü zırhlar ve silahlarla donatılıp en iyi derecede eğitimi yapılsın!

-          Emredersiniz efendim!

 

15    Ağustos 2053

 

En tecrübeli onbeş kişi alınıp üç ay içinde en iyi şekilde eğitilmişti. Artık onlara karşı hiçbir engel kalmamıştı. Robot ise bu üç ay içinde hiç görülmemişti. Ne yaptığını, ne planladığını kimse bilmiyordu. Ekip robotu aramak için yola çıktı. Dağlık bir arazide çok gürültülü bir şekilde matkap sesleri gelmekteydi. Mağara gibi bir yere girdiler. Yeraltına doğru çok büyük bir delik gördüler. Robot ortalıklarda yoktu fakat bu delik bir ipucu olabilirdi.

-          Ne planlıyor bu robot?

-          Bilmiyorum. Gidip baksana.

Ekipten ClydeShelton adında biri gönüllü oldu. Deliğin içine baktığında çekirdeğe kadar tüm katmanların delinmiş olduğunu gördü. Çekirdeğin sıcaklığının yüzüne vurduğunu farkedemedi bile. Öylece donup kalmıştı. Ekipten arkadaşları ne olduğunu anlamaya çalışırken Clyde’ın dizleri titreyerek birden yere düştü. Arkadaşları yanına gidip onu kaldırdı. Deliğin içine baktıklarında çekirdeğe bağlı bir cisim gördüler. Gözlerindeki merceği yakınlaştırıp baktıklarında bunun bir bomba olduğunu fark ettiler! Bombanın patlamasına 240 saat vardı! Yani tam 10 gün! Saat 22.00’yi göstermekteydi.

-          Çekirdeğe yerleştirilmiş bir bomba mı?

-          Ne düşünüyor bu!

-          Tamam! Sakin olun! Bunun da bir çözümü bulunur! Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim! Anlaşıldı mı?

-          Tamam, anlaşıldı ama bombayı görmedin mi? Sadece o bomba tüm Dünya’yı yok edebilir, hatta patlama Venüs’e kadar bile gidebilir!

-          Şimdi önemli olan tek şey robotu bulmamız. Onu yok edersek bombayı çözmemiz kolaylaşır.

Bu olay herkesi şok etmişti fakat hemen robotun peşine düştüler. Dünya’nın geleceği onların ellerindedir. Bu korkusuz onbeş kişinin elinde…

 

2.Bölüm – İSYAN

 

19    Ağustos 2053 – Terk Edilmiş Bir Gözlemevinde…

Dört gün içinde robot, bir gözlemevinde Bert Falcon’un bile anlayamadığı düzeyde bir makinenin üzerinde çalışırken bulunmuştu. Kimse makineye bir anlam veremese de ekip şu anda o makineyi etkisiz hale getirmenin yollarını aramaktaydı.

-          Marco, dikkat et!

-          Sağol! Ama şu an için sadece şu makineye odaklan!

-          Makinenin etrafını sarın!

-          Hadi, çabuk, hadi! Zırhı düşmeye başladı bile!

Büyük bir patlama sesi duyuldu.

-          Evet be!

-          Patlattık! Bitti bu iş!

-          Ekip, dağılmayalım! Hâlâ bir iş üzerindeyiz!

Evet, makine patlamıştı. Fakat hâlâ robot ortalıkta yoktu. Her yeri aradılar ama bir ize bile rastlayamadılar. Bombanın patlamasına hâlâ altı gün vardı. Ama bu pek bir şeyi değiştirmiyordu çünkü robot ortalıklarda yoktu. Günler aramakla geçti. Geriye sadece bir gün kalmıştı. Dünya’nın saniyeleri saydığı bu son bir gün.Ekip aramaktan yorgun düşmüş fakat asla pes etmemişti. Herkesin ümidinin tükendiği o son saatlerde robotun ne yaptığını tahmin edebilen bile yoktu. Nihayet bir ipucu doğdu! Hayır, bu ipucu değildi! Robotun kendisiydi! Robot Beyaz Saray’a saldırmıştı. Başkanı esir almıştı! Fakat neden? İşte açığa kavuşmamış olan tek soru buydu. Ekip hemen Beyaz Saray’a akın etti. Robot, başkanı ve yardımcıları vurdu. Ekip her çıkışı kapatmıştı. Kaçacak hiçbir yer yoktu. O anda asansörden sesler gelmeye başladı.

-          Herkes asansöre nişan alsın!

-          Tek bir kurtuluşu bile kalmadı. Ama hâlâ nerelerde bu!

O anda asansör patlayıp, robot içinden ok gibi dışarı fırladı. Sarsılmanın etkisiyle her şey yerinden oynadı. Ekip ne olduğunu anlamaya çalışırken, robot elindeki silahlarla saldırmaya başladı. Beyaz Saray’ı yıkacak derecede bir çatışma başladı. Robotun birçok zırhı düşmüş, ekipten ise en az 8–9 kişi ölmüştü. Geriye kalan herkes robota odaklanmıştı. Robot nihayet patladı. Fakat ekipten geriye sadece iki kişi kalmıştı. Bu iki kişiden birinin üzerinde ufak tefek, diğerinde ise biraz büyük yaralar vardı. Geriye kalan o kahramanlar çatışma dumanlarının içinden çıkarlarken kim oldukları görüldü:ClydeShelton ve Marco. Marco,Clyde’ı omuzlarına almış, kalabalığa doğru yürüyordu. O anda büyük bir silah sesi ile herkes ürperdi, tüm kuşlar havaya kalktı, her şey, herkes sus pus oldu. Kıpırdayan tek şey Marco’ydu. Birden yere yığıldı. Robot kalan son gücüyle Marco’yu vurmuştu. ClydeMarco’nun omuzlarından yere düştü. Herkes onlara bakıyordu. Clyde ise çekirdeği gördüğündeki gibi yine donup kalmıştı. Clyde, Marco’nun kolundaki saati gördü. Saat: 19.45’ti.

Hastane Çıkışında…

 

-          Clyde, geriye sadece sen kaldın. Çabuk ol ve kahramanlığını herkese göster!

Clyde o anda yerinden ok gibi fırladı. Saat: 21.30’du. Bombanın patlamasına sadece yarım saat vardı! Clyde çekirdeğin ısısının bile eritemeyeceği zırhıyla çekirdeğe, bombanın yanına atladı. Ondan sonra kimse Clyde’ye ne olduğunu bilemedi. Ama bombada patlamamıştı. Clyde bunu önlemişti. Aylarca aramalar yapıldıfakat Clyde’den hiçbir iz yoktu.

Bugün o kahramanın kayboluşunun 10. yılı. Herkes onu saygıyla anıyor. Fakat ben biliyorum ki, öyle bir kahraman asla ölmez…

 

 

Esat Furkan GÜLERYÜZ

7-D   11


                


Yorumlar - Yorum Yaz


 TIKLA