TIKLA
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edkirtasiye?ref=hl
  • https://plus.google.com/b/106886206509708574199/106886206509708574199/posts
  • https://twitter.com/egitimdunyamiz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam35
Toplam Ziyaret1364383
ANKET
Sizce Eğitim Sisteminin En Büyük Eksikliği Nedir?
Site Haritası
REKLAM4
reklam5
REKLAM2
REKLAM1
REKLAM

OTOBİYOGRAFİLER

BENİM HAYATIM

Güneşin sıcak yüzünü iyiden iyiye hissettirdiği ve insanların sıcakta bunaldığı bir Ağustos ayının dokuzuncu gününde, Bahçelievler’de özel bir hastanede, üç kilo üç yüz elli gram ağırlığında bir bebek olarak dünyaya geldim. Annem Elazığ, babam Osmaniye doğumludur. Babam İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun iyi bir dâhiliye uzmanı, annem de Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun bir aile hekimidir.
Benden küçük bir kız kardeşim ve benden büyük bir ablam var. Ablamla aramda üç, kardeşimle ise dört yaş var.

Takvimler mayıs ayını gösterdiğinde, yani dokuz aylıkken yürümeye başlamışım. Ben aynı zamanda ailemizin en erken yürüyen bireyiymişim. Yaklaşık bir yaşında iken de cümle kurarak konuşabiliyormuşum.

Bir yaşına geldiğimde annemin izin süresi bitmiş ve 112 Acil’deki doktorluk görevine devam etmiş. Haftanın beş günü bizimle vakit geçiriyor, kalan iki günde nöbetçi olarak çalışıyormuş. Yani hafta boyunca annemden ayrı geçirdiğim süre 48 saati geçmiyormuş. Bu iki günde ben ve ablama gündüzleri bir akrabamız, sonrasında ise Şişli Etfal Hastanesinde asistanlık yapan babam bakıyordu.

Dört yaşına geldiğimde annem çalışmayı bıraktı, babam da Şişli Etfal Hastanesindeki asistanlığını bitirdi ve Okmeydanı Darülacezede uzman doktor olarak göreve başladı.

Beş yaşına geldiğimde yazı yazmayı ve okumayı söktüm. Ablam ve bilgisayar sayesinde hem büyük hem küçük harfleri biliyor, yavaş da olsa kitap okuyabiliyordum. Beş altı ay sonra dünyalar güzeli bir kardeşim dünyaya geldi ve evin en küçük kızı unvanını benden aldı.

Altı yaşına geldiğimde ablam üçüncü sınıftaydı. Ablamın anaokulundan beri öğrenim gördüğü Ufuk Kolejine kaydoldum. Birinci dönem sonunda yapımı yeni biten anaokulu binamızda öğrenim görmeye başladım. İlköğretim binamızdan ayrılan anaokulumuzun adı “Özel Papatya Anaokulu” olarak değiştirildi. Ben aynı zamanda Papatya Anaokulunun ilk öğrencilerinden biriyim.

Yedi yaşından on yaşıma kadar eğitimimi Ufuk Kolejinde sürdürdüm. On bir yaşıma bastığımda babam o zamanlar görev yaptığı Okmeydanı Darülacezedeki doktorluk görevinden istifa etti, sadece Yeşiltepe Polikliniği ve Zaman gazetesinde çalışmaya başladı. Babamın işi Zeytinburnu’ndaydı, o zamanlar oturduğumuz Kâğıthane’deki Terasevler Sitesi’ne uzaktı. Her gün gidip gelmek zor olduğundan, çocukluğumun geçtiği o siteden, o zamanlar yeni yapılmış olan Kiptaş Topkapı Merkez Evleri Sitesi’ne taşındık. Yeni evimiz eski okuluma çok uzak olduğundan, babam kaydımı Fetih Kolejine aldırdı. 5, 6 ve 7. sınıfta bu okulda öğrenim gördüm.

Şu an on dört yaşındayım. Sekizinci sınıfa Fetih Kolejinde devam ediyorum. Kardeşim ile aynı okuldayım. Ablam Çapa Anadolu Öğretmen Lisesinde üçüncü sınıf öğrencisi. Babam ise on dört yıldır çalıştığı Yeşiltepe Polikliniği ve Zaman gazetesinde doktorluk yapmaya devam ediyor, annem de Yeşiltepe Polikliniğinde mesul müdür olarak çalışıyor.

Ayşenur ÖZTÜRK     8-B

HAYAT HİKÂYEM

Bir bahar günü, Nisan ayının on üçünde, 1998 yılında doğmuşum. Dedem, en sevdiği yeğeninin adını vermiş bana, “Melike” demiş. Fatih’te bir apartman dairesinde atmışım ilk adımlarımı. Bu evde paytak paytak koşmaya başlamışım. Bir yaşında “anne” demişim.

2004’te başladım okul hayatıma. Annem, Nuran Öğretmen’in sınıfında olmamı çok istemişti. Onu isteyen bir tek o değildi. Babam, ablam ve ben de çok istiyorduk. Nuran Öğretmen’de okumak bir ayrıcalıktı. Emin Ali Yaşin İlköğretim Okulunun en iyi öğretmeni oydu. Öğrencileri her zaman iyi yerlere gelmişlerdi. Bu nedenle velilerden büyük rağbet görmüştü. O velilerden biri de annemdi.  Fakat o amacına ulaşamamıştı. Biraz geç kalmıştık. Onun sınıfının kontenjanı dolmuştu. Beni Vildan Öğretmen’in sınıfına vermişti müdür yardımcısı. Tabii ailecek çok üzüldük ama kaderimize razı olduk. İlk gün okula gidişim bu yüzden çok isteksizce olmuştu. Sınıfa girdiğimde ağlamıştım. Ama annemi bırakmak istemediğimden değildi bu ağlayışım. İkinci ders, bir kadın kapıyı çaldı ve öğretmenle bir şeyler konuştu. Sonra beni çağırdı. Çantamı alıp çıktım. O kadın, ablamın öğretmeniydi. Ve onun sayesinde Nuran Öğretmen’in sınıfına gidecektim. İlkokul günümün yarısını bu şekilde okulda yarısını evde geçirdim. Ama gerçekten bu günlere gelmemde Nuran Öğretmen’in katkısı çok büyüktür.

2008 yılında Nuran Öğretmen’im beni matematik olimpiyatlarına hazırlıyordu. İstek Kaşgarlı Mahmut İlköğretim Okulunda girecektim sınava. İlk aşamada pek zorlanmamıştım ama ilk beşe girip ikinci aşamaya geçecek kadar iyi geçtiğini düşünmüyordum. Bir hafta sonra sınıfımıza bir duyuru yapıldı. Gerçekten başarmıştım, ilk beşe girmiştim. Ve seyircilerin önünde sahnede yapılacak olan yarışmaya dâhildim, “dördüncü olarak.”

Birinciye verilecek ödül dizüstü, ikinciye fotoğraf makinesi, üçüncüye de mp4'tü. En azından üçüncü olmak istiyordum fakat birincilik aklımdan bile geçmiyordu. Yarışma günü gelmişti. Beş sıradan, benim için ayrılmış olana oturdum. İlk soruyu yapabildim. İkincisini boş bıraktım, üçüncüsünü ise yanlış yaptım. Biraz üzgündüm. Dördüncü soruyu doğru yapınca moralim düzelmişti. Çünkü ben ve bir çocuk yirmi puan almıştık, diğerleri ise on puan almıştı. Beşinci soruyu hiçbirimiz yapamadık. Ben ve ilk aşamada birinci olan çocuk eşit olduğumuz için elemelere kaldık. Bir soru soracaklardı ve birinci seçilecekti. Ben birinci olacağımı hiç düşünmüyordum. İkincilik derecesi çok iyiydi. Soruyu sordular ve yapabildim. Diğer çocuk yapamamıştı. Birinci olmuştum. Annem ve öğretmenim çok sevinmişlerdi. Dizüstü bilgisayarı kazanmıştım!

2009 yılında Fetih Kolejine kaydoldum. Hayatımda ilk defa bir kolejde eğitim görecektim. Dolayısıyla çok heyecanlıydım. 6-A Sınıfı’nda başladım okula. Laboratuvar, yemekhane, sınıflar, bilgisayar sınıfları, müzik sınıfları… beni şaşırtmıştı. Senenin sonunda 6. sınıf SBS’sine girecektik. O sene pek heyecan yapmamıştım. Sınavda 500 tam puan yaptığımı öğrenince havalara uçmuştum. Ve tabii ailem de... 7. sınıfta Sıla, Beyza ve Fatmanur ile çok iyi bir arkadaş grubu oluşturdum. Onları çok seviyorum. O sene de çok maratonlu geçti. Çok çalıştım. Fakat 6. sınıftaki gibi çok iyi bir not alamadım.

Bu sene de Fetih Kolejinde 8-E'de okuyorum. Hedefim bir fen lisesine gidip ileride doktor olmak. İnşallah hedefime ulaşırım. Bunun için çalışıyorum.

 

Melike BAŞAK     8-E

 

HAYATIMIN MERDİVENLERİ

Bildiklerime göre 23 Mart 1998’de Fatih, Çapa Tıp Fakültesinde dünyaya geldim. Bir yaşındaydım daha yürümeye başladığımda. Yürümek dedimse yürüteçle yürüyorum daha, yarı emekliyorum. Yavaş yavaş her bebeğin ilk önce söylediklerini söylüyordum ancak konuşamıyordum.

Sonra iki yaşına geldim. Yürümeyi başardım. Biraz da fazla konuşuyormuşum. Her şeyi merak ediyormuşum. Bu yaşlarda tuvalet eğitimi de almışım anlatılanlara göre.

Üç yaşıma geldim sonra. Bu yaşlarda tam olarak konuştum. Merak etmeye de devam ettim. Kendim yemek yemeye başladım. Annem her tarafımı kirlettiğimi söylüyor, şimdi bile.

Daha sonra oyuncaklara merak sardım. Oyuncak istedim her türlüsünden. Bebekler, pelüş hayvanlar ve arabalarla oynadım. Beş yaşına geldim sora haberim yok. Hikâye okundu bana hep. Tiyatro ve sinemaya götürüldüm.

Altı yaşına geldiğimde bir anlamda okula başladım aslında. Ana sınıfına ilk gittiğimde ağlamışım. Ama içimde bir hüzün olduğunu hatırlıyorum. Ana sınıfında sürekli yalnız durdum herhâlde.

Yedi yaşımda ilk defa tam anlamda okula gittim. Başta hüzünlendim fakat sonra ismimi yazınca bütün zorlukların gittiğini hatırlıyorum. Okuma-yazma öğrendiğimde çok sevindim. Hatta yıl sonunda tiyatroda rol aldığımı ve Kırmızı Başlıklı Kız’ı oynadığımı da hatırlıyorum.

Sekiz yaşıma geldiğimde ilk yazılımı oldum. Çok heyecanlıydım. Birinci sınıfta yazılılar olmuştu fakat hiç bu kadar ciddi değildi. Bu yüzden onlarda heyecanlanmadım. Fakat ilk ciddi sınavımda çok heyecanlandım.

Dokuz yaşıma geldiğimde içime çok kapanık olduğumu anlıyorum şimdi. Hiçbir neden yokken bile içimde şimşekler kopardı. Ağlamazdım fakat çok içime atardım.

On yaşımda dördüncü sınıfa geçtim. İçimde bir büyüme havası vardı. Bu yıl da Onur Belgesi almıştım. Bunun da verdiği bir onur ve gurur vardı içimde. Bu yıl, içime kapanıklığım geçti ve yazılılarda da çok başarılıydım.

On bir yaşındayken beşinci sınıftaydım fakat ben altıncı sınıfı düşünüyordum. İkinci sınıftan beri Sancak-Soy İlköğretim Okulundaydım fakat altıncı sınıfta burada olmayacağım çok belliydi. Bunun için hüzünlenmeye başladım. Yazılılarım ise gittikçe yükseliyordu.

Altıncı sınıfa gediğimde okul değiştirdim ve Fetih Kolejine geçtim. Bu okulda ilk ders günümde çok heyecanlıydım fakat bu heyecan boşuna, daha önemli bir şey vardı, o da SBS. İlk SBS’m iyi geçti fakat bu, geleceğimi etkileyen ilk sınavdı. Bu yüzden çok heyecanlıydım.

Yedinci sınıftayken notlarım en yüksek seviyelerine ulaşmıştı. Bu sene de SBS diye bir derdim vardı. Ancak bu sene, altıncı sınıf SBS’mden aldığım tecrübeyle daha iyi bir puan yaptım.

Şimdi ise sekizinci sınıftayım. Son SBS’m olacak ve ben şimdiden çok çalışıyorum. Bu sene de inşallah daha yüksek bir puan alacağıma gönülden inanıyorum.  

Aslıhan TALAY     8-E

 

HAYATIMIN SAYFALARI

1997 yılının 9 Nisan Çarşamba akşamı Fatih’te doğmuşum. Fatih’in “Çarşamba Pazarı” meşhur ve kalabalıktır. Pazarın zorluklarını bildiğimizden erkenden gitmişiz hastaneye. Medical Park Hastanesinde doğmuşum, ilk burada ağlamışım. İlk defa gözlerimi bu hastanede açmışım dünyaya ama Allah yardım etmeseydi annemin karnında oksijensizlikten daha gözlerim açılır açılmaz kapanarak ölecekmişim. Doğumumdaki bu sorun hayatıma yansımamış. Abim ve ablalarıma kıyasla çok sıhhatli bir çocukluk geçirmişim. Çünkü son çocuk olmamdaki tecrübeyle yetiştim.

Yaklaşık bir yaşımda anne sütü dışında dondurma yiyebiliyormuşum. Çay kaşığıyla ağzıma yavaş yavaş koyarlarmış. O zamanlar az az yesem de zamanla dondurma konusunda, büyümemle orantılı olarak dondurmalar da büyümüş, çay kaşığı değil, kutu dondurmalardan normal kaşıklarla yemeye başlamışım. Tabii ailem dondurmaya başlamamı doktora sorarak yapmış, doktor da onay verince dondurma serüvenim başlamış. Yaz-kış demeden bu sayede yiyebiliyorum, bademciklerim alıştığından herhangi bir sorun olmuyor. Bunun dışında çocukluk dönemim boyunca hiç ateşli hastalığa yakalanmamışım. Tek sorun, alerjim olmuş. Deterjana karşı alerjim, okula başlayana kadar sürdü. Tek kötü hastalığım buydu. Deterjanla yıkanan eşyalarımın temas ettiği yerler kaşınmaktaydı. Neyse ki bu sorunu da atlatıp okula başladım.

2004-2005 eğitim ve öğretim yılında okula başladım. İlkokul üçe kadar çok hareketli bir çocukluk geçirdim. Bu yüzden kazalar eksik olmadı. 1. sınıfta saklambaç oynarken pencereyi sobeleme yeri olarak seçmişiz. Gidip sobeleyince sol kolum kesildi. Yarım santim daha aşağıdan kesseymiş şah damarıma denk gelecekmiş. Allah yardım etmiş, kurtulmuşum. 2. sınıfta koşarken ayağım kaydı ve çenemin üstüne düştüm; çenem yarıldı, çeneme beş dikiş atıldı. Ve daha niceleri...

Zaman hızla geçti, o günler geride kaldı. 1. sınıfa başladığımda düşünürdüm: Acaba 8. sınıf nasıl, diye; şimdi 8. sınıf olduk. Ben iyi bir zamanda, iyi bir ülkede, iyi bir ailede dünyaya geldim. Bu konuda düşünüyorum da ya dini olmayan bir ailede veya her türlü suçun işlendiği bir ülkede ya da cahiliye devri Arap yarımadasında dünyaya gelseydim hâlim ne olurdu? Dediğim gibi zaman hızla akıyor. Eğer zamanı kullanmasını bilirsek yalnızca dünyada değil, ahirette de rahat ederiz. Eğer kullanamazsak ikisini de mahvederiz. Ben zamanı iyi kullanmaya çalışıyorum ki her iki tarafı da kurtarabileyim.

 

Muhammet Yasin TUFAN     8-E

İŞTE BENİM HAYATIM

 

Ben 13 Nisan 1998’de Fatih’te dünyaya geldim. Annem ve babam Ispartalı olduğundan ben de Ispartalıyım. Ben yaklaşık 1,5 yaşındayken “Marmara depremi” meydana geldi. Herkes telaşlıydı ama ben herkesin bir arada olmasından memnundum. Çok neşeliydim ve bitmesini yani bizim evlere gitmemizi istemiyordum. Olaydan sonra ben ilk defa memleketime gittim. Çok şirin bir yerdi. Gezilecek çok güzel yerler vardı. Pek çok özelliği ile çok güzel bir dağ olan Kızıldağ, bunlardan sadece bir tanesidir.

Oradaki gezimizi tamamlayıp döndük. Sonrasında ilk ve bugüne kadar tek -eğer sayılıyorsa- yurt dışı seyahatime çıkmıştım. Kıbrıs’a gitmiştik. Çok beğenmiştim. Çok güzel bir yerdi. Özellikle denizi harikaydı.

Seyahat göz açıp kapayana kadar bitiverdi. Eve dönmüştük. Bu arada evimiz Bahçelievler’deydi ve bir aile apartmanı sayılırdı. Sekiz dairenin beşinde biz oturuyorduk, diğerleri de kiracımızdı. Her gün anneannemlerdeydim ama bunu seviyordum. Bu sıralarda yürüme ve konuşma evrelerim bitmişti. Tek çocuktum. İki yaşıma kadar anlatacaklarım böyle.

İki yaşımı bitirip üçe basmıştım. Birkaç ay sonra bir kardeşim oldu. Adı Ömer oldu. İlk önceleri alışamadım ama sonraları alıştım. Çok tatlıydı. Bir de bana robot getirmişti. Daha doğrusu ben öyle sanıyordum ama sonraları öğrendim ki onu bebek değil ailem almış bana. Hatta hâlâ duruyor. Oyuncak alırdık oynardım ama sonra zarar vermeden yerine koyardım. Şu ana kadar alınan bütün oyuncaklar hâlâ sapasağlam duruyor. Kardeşime dönelim. Artık aramız iyiydi. Çok seviyordum onu. Herkes bize, bebeği kutlamaya geliyordu.

Dört yaşımda anaokuluna başladım. Adı “Sevgi Çiçeği” idi. Eve yakındı. Yürüyerek gidiyorduk. Çok güzel bir yerdi. İlk defa okul diye bir şey görmüştüm ama orayı sevmiştim. İki sene, buraya gittim.

Beş yaşımdayken ilk defa arabam olmuştu. Tabii ki akülüydü. Bu arabayı Silivri’de, yazlıkta sürüyordum. Yollar tam arabama göreydi. Pek araba geçmiyordu. Orada çok iyi vakit geçiriyordum. Denize de giriyordum. Çok güzel bir yerdi.

Yedi yaşıma geldim ve okula başladım. Fetih Kolejine gidiyordum. Okul güzeldi. Sınıf da iyiydi. Öğretmenimiz de çok iyiydi. Başarılı bir öğrenciydim. Sınıfımın ikincisiydim. Çalışkandım. Okulu seviyordum. Hâlâ seviyorum.

Bir sene sonra Uludağ’a çıktık ve ben kayağı öğrendim. Çok eğlenceliydi. Altı senedir devam ediyorum. Karda gidebilmek çok güzel. Herkese tavsiye ederim. Bence kayak dünyanın en güzel sporu. Ben bu senelerde bisiklet sürmeyi de öğrendim. Bisikletim çok güzeldi. Sürmesi de eğlenceliydi.

Beşinci sınıfa geldik. Artık denemeler vardı ama benim sınav korkum yoktu ve çoğu zaman okulda ilk beşe giriyordum. Sınav puanlarım daha da yükseldi. Önümdekileri daha da zorluyordum.

Altıncı sınıfa başladım. Her branşa farklı bir öğretmen olması biraz ilginç geldi. Ben yine de sınavlarda iyi yapıyordum. Denemelerde bu sefer ilk ona girebiliyordum. Okula iyi öğrenciler gelmişti. Bir de dershane çıkmıştı. Berk Dershanesine gidiyordum. SBS’de ise 477 puan aldım. Daha iyisi olabilirdi ama olmadı. Olsun, bu da iyiydi.

Yedinci sınıf başlamıştı. Yazılılar daha da iyiydi ama denemeler bir türlü değişmiyordu, yine aynıydı. Ama yine de ilk ona girebiliyordum. Bu sefer Anafene yazıldım. %50 burslu girdim. SBS’de puanımı bir puan yükseltip 478 aldım. Bu sefer bir soruyu hatalı yapmıştım. O soru da olsa, 484 puan olacaktı.

Ve sonunda sekize geldim. Bu sefer Fatih Dershanesine gidiyorum. Okulumuza yine yeni öğrenciler geldi. Rekabet iyice kızışacak. Daha okul başlayalı bir ay oldu. İnşallah bu sene puanımı yükseltip güzel bir liseye gitmek istiyorum. Bugün senenin ilk sınavına girdim, inşallah iyi sonuç çıkar. Bugüne kadarki hayatım işte böyle. Devamı da güzel olur inşallah.

Emir TOĞAY     8-E

                                                                                                                      

  

ÖZ GEÇMİŞİM

 

1998 yılında İstanbul'da doğdum. Annemin adı Esra, babamın adı Mustafa'dır. Bir de 2005 doğumlu Ravza Nur adlı bir kardeşim var. Ailemle İstanbul'da büyüdüm. Anne ve baba tarafından akrabalarımla haşır neşir bir ortamda çocukluğumu yaşayarak büyüdüm. Anaokulu öğrenimim için Çapa Atatürk İlköğretim Okuluna gittim. Bu yaşlarıma dair hatırladığım bir anım yok. Okula gider gelirdim. Ne yapacaksın, çocukluk işte.

Annem ve babam bu okulumdan memnun kalmamış olacak ki beni buradan alıp başka bir okula verdiler. Bu okuldaki öğretmenimi kimseye değişmem. Ailem uzun soruşturmalar sonucu bu öğretmenin ismini duymuşlar. Sonunda beni öğretmenimin çalıştığı, devlet okulu olan Oruç Gazi İlköğretim Okuluna verdiler. Ben burayı çok sevmiştim. Öyle ki öğretmenimle ve arkadaşlarımla hâlâ görüşüyorum. İlk beş yılımı burada tamamladım.

5. sınıfı bitirdikten sonra bir veda partisiyle sınıfımızı dağıttık. Ne partiydi ama... Herkes ağlamıştı. Ben ve 3-4 kişi hariç… Sınıfı da dağıtınca bana kalan koskocaman bir yaz tatiliydi. Geçen yaz tatilleri hep ödev yapmıştım. Ancak bu sefer farklıydı. Ödev yoktu çünkü ben, bir sonraki sene okulumu değiştiriyordum.

Tatilin tadını iyice bir çıkardım. Ancak 6. sınıfta, geçirdiğim tatili burnumdan getirmeyi başarabilecek kapasitede bir çalışma vardı. "Nedir bu telaş?" diye sorana da "SBS yavrum, SBS" deniliyordu. Yahu neydi bu SBS? Kimdi bu dengesiz? Tatilimi burnumdan getiren, birden gökten ödev yağdıran, bir kara bulut gibi üstüme çöken neydi? Artık bu işe bir çare bulmak lazımdı. Onun nerede olduğunu öğrenecek ve işini bitirecektim. Tıpkı filmlerdeki gibi... Ancak arada bir fark olacaktı. Beni polisler bulamayacaktı. Nasıl bulsunlar ki? Ben yorganın altına saklanacaktım. Sonra başladım araştırmaya. Gizli kaynaklardan edindiğim bilgilerle bunun bir sınav olduğunu öğrendim. "Seviye Belirleme Sınavı"ymış adı. Sana ne benim seviyemden bre dengesiz! Sen görürsün, dedim ve başladım çalışmaya. Aldım mı bir "487". Bu bir, dedim. İkincisine girdim, aldım mı bir de "492". Etti iki, dedim. Bismillah, bir de üç dersem haydi hayırlısı...

Abdüssamed KÂĞIT     8-E

         

 


Yorumlar - Yorum Yaz


 TIKLA