TIKLA
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edkirtasiye?ref=hl
  • https://plus.google.com/b/106886206509708574199/106886206509708574199/posts
  • https://twitter.com/egitimdunyamiz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam131
Toplam Ziyaret1365899
ANKET
Sizce Eğitim Sisteminin En Büyük Eksikliği Nedir?
Site Haritası
REKLAM4
reklam5
REKLAM2
REKLAM1
REKLAM

RÖPORTAJLAR

MELEK ÇE OKULUMUZDA

 

Utku: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Melek Çe: Samsun’da doğdum. İlköğrenimime de Samsun'da başladım. Babam devlet memuruydu. İstanbul’a tayini çıkınca hep beraber İstanbul'a geldik. O zamandan beri İstanbul’da yaşıyorum. İlkokulu İstanbul'da bitirdim. Ortaokulu Bolu'da, liseyi de Edirne'de okudum. İstanbul Teknik Üniversitesinde bir yıl Kimya Metalürji Mühendisliği’ne devam ettikten sonra İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldum. Mezun olduktan sonra Öklit ve Uzay Geometri üzerine çalışmalar yaptım ve daha sonra yazıya başladım. Anne olduktan sonra yazı, benim için önem kazandı.

 

Burkay: Eğitiminizi İstanbul, Edirne ve Bolu gibi şehirlerde sürdürmenizin nedenleri nelerdir?

 

Melek Çe: Hayatımın kendi akışı böyle oldu, diyelim.

 

Utku: Bize biraz öğrencilik hayatınızdan bahseder misiniz?

 

Melek Çe: Öğrencilik hayatım, hayatımın en güzel yıllarıydı diyebilirim. Çok renkli ve neşeli bir öğrencilik hayatı geçirdim ara sıra zikzaklar olsa da başarılı bir öğrenciydim.

 

Burkay: Uluslararası ilişkiler bölümü okuduğunuzu biliyoruz. Peki, sizi yazarlığa iten etkenler nelerdir?

 

Melek Çe: Tabii ki birçok sebebi var; ama en önemlisi anne olmamdı. Çocuklarımın iyi kitaplar okumasını istiyordum. Uluslararası ilişkiler mezunu olmam benim için bir avantajdı sanıyorum. Bana kendimi farklı şekillerde ifade etmemin yollarını öğretti.

 

Utku: Arkadaşım ve Kırmızı Bisiklet dergisi, yazar olmanıza katkı sağladı mı?

 

Melek Çe: Evet, Mavi Kuş, Kırmızı Bisiklet ve Arkadaşım dergilerindeki çalışmalar yazarlığa başlamamın ilk adımlarıydı.

 

Burkay: Kitaplarınızı yazarken belirli bir olaydan esinlenerek mi yazıyorsunuz yoksa bir kurgu mu?

 

Melek Çe: Benim için asıl kaynak: Hayatın kendisidir. Mesela Sınıf Öyküleri’ndeki kahramanlar, kızım Şehrazat'ın sınıf arkadaşlarıdır. Yazdıklarımın sizin aklınızda yer edecek sizi güzel şeylere teşvik edecek ve en önemlisi sizi zenginleştirecek duygu ve düşüncelerinizi geliştirecek öyküler olmasına dikkat ediyorum.

 

Utku: Neden kitaplarınız hep çocuklara yönelik?

 

Melek Çe: Önemli, sanırım hayatta bana en harika görünen varlıklar onlar. Öğrenmeye çok açıklar ve hayal dünyaları sınır kabul etmeyecek kadar geniş. Bilmiyorum, belki gelecek günlerde büyüklere de eserler yazarım; ama şu an çocuklar için yazmaktan memnunum.

 

Burkay: Peki, eski zamanlara ait sevdiğiniz bir hatıranız veya çok sevdiğiniz bir öğretmeniniz var mı?

 

Melek Çe: Öğretmenlerimin hepsini seviyorum; ama beni en çok etkileyen öğretmenim sanırım ortaokuldaki matematik öğretmenim Mefharet Çıracıoğlu idi. Onu her zaman sevgiyle anıyorum. Bir de coğrafya öğretmenim Necati Bey... Necati Bey ile komik bir hatıram da var: Lise birdeydik ve coğrafyadan yılın son imtihanını olacaktık. Arkadaşlar tahtaya şıklar yazmışlar ve harıl harıl ezberliyorlar. Ben de sıramda oturmuş eksik konularımı tamamlamaya çalışıyorum. İmtihana girdik. Bütün arkadaşlarım tam puan aldı. Koca sınıfta bir tek benim bir yanlışım vardı. Meğerse Necati Bey, lise birlere her yıl aynı testi uygularmış. Bunu öğrenen uyanık arkadaşlarım da şıkları ezberlemişler. Ben de sağım soluma bakmadan imtihana hazırlanıyordum. Haberim bile olmadı; ama ne yazık ki öğretmenimiz arkadaşlarımızın şıkları aldığını anlamıştı. Sınıfımıza dönerek: “Bu sınıfta bir tek Melek, dünyanın neresine giderse gitsin iyi bir coğrafya bilgisine sahip olacaktır.” dedi. O anda yalnızca kendi emeğimizle kazandığımız başarının kazanmaya değer olacağını hissetmiştim.

 

Utku: İleride toplum için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

 

Melek Çe: Yazmaya devam etmeyi... Çünkü yazıyla büyük kitlelere ulaşabiliyorsunuz. Bir de zaman zaman yaptığım gibi bazı sivil toplum kuruluşlarının sosyal sorumluluk projelerinde yer almayı düşünüyorum.

 

Burkay: Son yıllarda artan korsan yayıncılık tabii ki hepimizi üzüyor bu konuda neler söylemek istersiniz?

 

Melek Çe: Galiba korsanın karada yaşayanı da denizde savaşanı da kötü. Neyse ki bu konuda yeni bazı önlemler alınıyor. Bu adımlar sevindirici. Umarım bu çabalar başarıyla sonuçlanır.

 

Utku: Son olarak biz gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Melek Çe: Eğer bir hedefiniz varsa bir cevheriniz de var demektir. En zor zamanlarda bile ümitsizliğe kapılmadan yürümeye devam etmek gerek. Öyleyse ne diyelim hedefe varana kadar okumaya devam!

 

 

Yusuf Utku KIRCA  7-A

Burkay Samet ÇAĞILTI  7-A

 

  otobiyografi


MUSTAFA CECELİ İLE MÜZİK

 

         Melis DAVUTOĞLU: Müzik yaşamınızın büyük kısmı sahne gerisinde ve bu işin mutfağında geçmiş şu anda şarkı söylemek size nasıl geliyor?

 

          M. CECELİ: Açıkçası alışmam biraz zor oldu. İşin mutfağında olduğunuz zaman ön taraftaki kişinin yani solistin duygularını çok da iyi anlayamıyorsunuz. O yüzden o geçişi, o değişim sürecini saniye saniye yaşayanlardan birisiyim. İlk başta çok yadırgadım. Sezen Aksu ile sahnede çalışıyordum. Beni ilk defa “Unutamam” ı söylemek için sahneye davet etti. Tarihini unutmadım 7 Aralık 2007. Ne oldu, ortaya çıktım. Beni oradan geri aldı. Hiç kıpırdamamışım şarkı söylerken. Böyle robot gibi orda kalıp hiçbir şey yapamadım. Çok heyecanlandım, zorlandım. Kaldı ki kendisiyle çalıştığım için açık hava tiyatrosunda 5-6 bin kişiye Van’ da hatta Kars kalesinde on binlerce kişiye çalmışlığım var. Ama oradaki 150 kişinin önünde o kadar heyecanlandım ki bu yüzden o aşamaları saniye saniye ilerliyorum. Ama bugün sorarsan bu heyecanımı yavaş yavaş yenmeye başladım. Sahnede olmak… ama solist olarak… ama enstrumanist olarak… Çok güzel bir duygu. Beni besliyor öyle düşünün…  

                                                                                                                                    

          Selin ERDEM: Küçükken aileniz size piyano eğitimi aldırmış; fakat daha sonra konservatuvarı tercih etmişsiniz. Bu tercihin sebebi nedir?

 

          M. CECELİ:  Ben fen bilimlerini çok seviyorum, matematik de seviyorum, biyolojiyi de çok seviyorum. O yüzden ailem de belli bir noktada bana sordu, tercihimin ne olacağını. Bir süre sonra normal eğitim ve müzik yan yana gitsin dedik. Zaten 6-8 yaş arasıdır benim piyano eğitimim, sonrasında piyano eğitimi almadım. Ben de karar veremedim o yaşta, hani müziği seçeyim mi yoksa seçmeyeyim mi diye. O kararı ileriye bıraktığım için birlikte götürdüm. Liseden sonra zaten fen bilimleri okuduğum için artık bir şekilde konservatuvara devam etmedim.   

 

          Selin ERDEM: Aranjörlük mü, yorumculuk mu?

 

          M. CECELİ: Ben ikisi de diyorum. Aranjörlük benim 2003 senesinden beri aktif olarak profesyonelce yaptığım bir şey. Yani mesleğim aynı zamanda. Üzerine daha çok zaman harcadığım için bugüne kadar en azından bir şekilde. Tabi ki solistlikte de o aşamaya ulaşmam zaman alacaktır. Ama şu anda ikisini de çok seviyorum. Yorumculuk ilerde daha ağır basacak ama. Onu hissediyorum.    

 

          Hande DOĞAN: İlköğretim öğrencilik hayatınızdan bahseder misiniz?

   

          M. CECELİ: Ben çok yaramaz bir çocuktum. İlkokul öğretmenim Nihal Özgen aile toplantılarında: “Bu çocuğu hiç oturtamıyoruz. Sınıfın en arkasına koydum çünkü ayakta duruyor, oturmuyor” diyormuş. Ben bütün İlkokulu ayakta bitirdim. Yazıyı ayakta yazardım. Yaramazlık literatürüne yeni bir şeyler eklemişimdir. Ve güzel bir ilköğretim hayatım oldu açıkçası. Müzikle ilgilendiğim için hafta sonu ve hafta başı ne kadar İstiklâl Marşı, ne kadar tören varsa hepsinde org çalardım. Şarkı, hiç söylemezdim. 2007 yılına kadar hiç söylemedim. 27 yaşıma kadar hiç ağzımı açmadım. Ortaokulda biraz daha durgunlaştım. Sanatla iç içeydim. Örneğin tiyatroyla ilgilenirdim. Sahnede tiyatro gösterilerinde oynardım. Folklör ekibinde Artvin yöresi gurubundaydım mesela. Kültürel her aktivitede mevcuttum. Bir yandan fen bilimleri, biyoloji ve matematikle çok yakından ilgileniyordum. Müzisyenler matematiği severler. Müzik de matematikten oluşur. Keşke öğrencilerin hepsi matematiği sevse… Ben mümkün mertebe o bilgileri kullanıp değerlendirmeye çalıştım. Ben İlk ve ortaokul, lisede müzikten bir süre uzaklaşmam gerektiğini düşündüm. Çünkü üniversite sınavlarının lise son sınıfta olmayacağını biliyordum. Keşke idrakim olsaydı da ortaokulda çalışmaya başlasaydım. Çalışmaya lise birden itibaren başladım. O zaman 3 yıl ve iki basamaklıydı, ÖSS ve ÖYS. Sınav iki basamaklı olduğu için dedim ki müzik çalışmalarına biraz ara vereyim. Çünkü hâlâ hobi gibi görüyordum. O yüzden ben bıraktım o beni bırakmadı. Buldular gene beni. Piyano çalan bir öğrenci varmış diye. Sağ olsunlar hocam bir taraftan ben bir taraftan müzik dersinde oturup insanlara ders veriyorduk. Ben hangi mesleği seçersem seçeyim açıkçası sonunda hayatım müzikle bir şekilde kesişecekti, bunu fark ettim. Ankara’da ilk olarak Veteriner Hekimliği Fakültesi okudum. Mesela 3. sene sonunda baktığınız zaman hiç kayıp yok. Güzel bilgiler öğrendim. Keşke lisede anatomiden birazcık öğrense öğrenciler, çok keyifliydi. Fakat ben o değilim. O yüzden müzik yapmaya karar verdim. Dedim ki eğitim çok önemli ne olursa olsun bir fakülte muhakkak bitirmeniz gerekiyor. Artık o bile yetmiyor. Neredeyse yüksek lisans, doktoraya kadar gitmek gerekiyor. İşletme Fakültesini seçtim. Bu üniversiteyi de açıkçası seçmemin sebebi müzik yöneticiliği ve müzik enstitüsü ile ilgili dersler olduğu içindi. Çünkü onları da alacağım ki ileride bana faydası olacak. Ve matematiği zaten seviyoruz. Matematikle ilgili ne olsa gider. O yüzden eğitimimin içine bunları da katmaya çalıştım. Konservatuvar okumayı da hiç düşünmedim mesela. Yani insan tam tersi şey düşünebilir. Müzisyen birinin önce konservatuvar okuması lazım. Ona ilgi duyması lâzım. Bu alana olmadı çünkü konservatuvara küçük yaşlarda gitmem gerekiyordu. Ortaokulda başlamam lâzımdı. ama hiçbir zaman da eksikliğini görmedim. Ama toparlamam gerekirse bütün eğitim hayatım boyunca müzik, yaşantımın ortasında yer aldı. Bu yüzden de bugün hayatımı teşkil ediyor.                        

 

          Kerem BAŞARAN: Bu milletin içinden çıkan bir sanatçı olarak bu toplum için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

 

          M. CECELİ: Toplum için ne yapabilirim? Şimdi öncelikle bu da benim mesleğim, şarkı söylüyorum. Kimi insan doktor, kimi eczacı, kimi hemşire herkesin bir mesleği var. Benim de mesleğim bu. Benim mesleğim toplum için ne yapmayı gerektirirse ben onu yaparım. Örneğin bir sosyal sorumluluk projesi olur, eğer sesim bir katkıda bulunursa şarkı söylerim, bir şey bestele derlerse bestelerim. Verilebilecek her türlü sorumluluğu almaya hazırım.

 

          Kerem BAŞARAN: Erken yaşlarda müzikle tanışan insanların geleceğine daha bir umutla bakan kendisi ile oldukça barışık bir kimlik kazandıklarına siz de inanıyor musunuz? Bununla ilgili paylaşmak istediğiniz düşünceleriniz var mıdır?

 

          M. CECELİ: Sanatın her dalı çok önemlidir. Sadece müzik değil. Sonuçta bir yola girdiğin zaman o yolu tamamlamak lâzım. Ben müzik yapmaya küçük yaşlarda karar vermiş gibi gözüksem de hep ailemle karşılıklı olarak bu fikirleri buluşturarak bir ortak nokta bulmaya çalıştım. Fakat çok küçük yaşlarda buna vakıf olamıyorsunuz. İlerleyen dönemde eğer sevdiğin, istinadın olan iş üzerinde çalıştığın zaman ileride daha iyi bir gelecek kurabilirsin. Sevdiğin işi yaptığın için o konuda daha uzmanlaşabilirsin. Yani bence çocukların bu yeteneklerini fark edip ona göre yönlendirmeler yapılmalıdır. Burada ailelere de çok iş düşüyor. Eğer bir çocuğun matematikte kabiliyeti varsa ya da konuşmacılıkta kabiliyeti varsa onu uygun mesleklere yöneltmek lâzım. Ben sevdiği işi yapanlardanım. İşimi çok seviyorum.

          Halit Enes GÜNEŞ: Unutamadığınız bir öğrencilik hatıranız ya da öğretmeniniz var mı?

 

          M. CECELİ: Piyano dersi veren hocam. 8-9 Yaşına doğruydu, piyano dersi alıyordum. Hocam bana diyor ki: “21 ve 22 numaralı ekipleri haftaya çalış.” Hoca bir geldi ki 20-21-22 değil ben 40’a kadar hepsini çaldım. O da dedi ki: “ Ben sana iki tane ödev verdim. Sen hepsini bitirmişsin.” Ben de başlamışken çaldım. Zaten hepsi birbirine benziyordu.” dedim. Hoca anneme: “Artık benim vereceğim bir şey kalmadı, hepsini bitirmiş Mustafa’yı konservatuara verin. Gerisi onun işi…” diyor. Annem: “Ama nasıl olur. O daha çok yeni başladı.” diyor. Hoca hepsini tekrar bana çaldırdı. “Hoşça kal” dedi ve gitti. Hocanın kulakları çınlasın. Sonradan okul hayatım boyunca hep müzik hocalarımla çok komik anılarım oldu. Yani özellikle enstrümanların hepsine karşı bir yatkınlığım olduğu için, bir enstrümanın başında oturtamıyorlardı. Piyano çalmayı bırakıyorlar. Beni davulun başından topluyorlar. Bakarlar Mustafa yok, sınıfta yok nerde müzik odasında.

 

          Halit Enes GÜNEŞ: Biz gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

 

          M. CECELİ: Valla klişe bir laf olacak belki ama bence her neye yönelirseniz onu hakkıyla yapmaya çalışın. Bunlar çok önemli. Küçük yaşlarda kazanılan yetenekler… Neye karşı yeteneğiniz varsa bu sanat olabilir, bu edebiyat olabilir, matematik olabilir her neyse kararınızı ne kadar erken verirseniz sonuçta sizleri yetiştiren çok önemli öğretmenleriniz var. Onları birazcık dinlerseniz onlar da sizi dinlerse ileride ülkeye çok faydalı olabilirsiniz. Mesleğinizi çok doğru yaparsınız o zaman. Onların istedikleri, neye yeteneğiniz varsa hayatı o şekilde değerlendirmek lâzım. Ve tabii ki büyüklerin tecrübeleri çok önemli. Tecrübeleri dinleyin derim. Ben hep dinledim. Bunu size verecek bir iki ufak tecrübe, birkaç anı hayatınızı değiştirebilir. Karamsarlığa kapılmadan sürekli gelişmek lâzım. Ne olursa olsun yaptığınız işin hakkını vereceksiniz. Müzikle ilgilenen arkadaşlarımıza da şöyle bir tavsiyede bulunayım. Her devrin yani müzisyen olabilir, yerli ya da yabancı olur, dede efendi olur, ıtri olur geçmişimizdeki kişiler olabilir bütün tarzlar dinlenilmelidir. Dünyaya kapalı olunmamalıdır. Yaptığınız her işte dünyaya kapalı olmayın. Öyle bir dünya da yaşıyorsunuz ki gelişmeleri her an takip edebiliyorsunuz. İnterneti sadece bir eğlence aracı olarak görmeyip biraz da bilgi aracı görmenizi de âcizane bir ağabey gibi tavsiye edebilirim.      

 

 

 

Melis DAVUTOĞLU      8-B         395

Selin ERDEM                  8-A         830

Hande DOĞAN               8-A         780

Kerem BAŞARAN          8-A          878

Halit Enes GÜNEŞ          8-B         781


 


Yorumlar - Yorum Yaz


 TIKLA