TIKLA
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edkirtasiye?ref=hl
  • https://plus.google.com/b/106886206509708574199/106886206509708574199/posts
  • https://twitter.com/egitimdunyamiz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam38
Toplam Ziyaret1364386
ANKET
Sizce Eğitim Sisteminin En Büyük Eksikliği Nedir?
Site Haritası
REKLAM4
reklam5
REKLAM2
REKLAM1
REKLAM

AÇ GÖZLÜLÜK HİKAYELERİ

Eşek ile Tilki

 

Günlerden bir gün ormanda yaşayan arslan ile fil kavgaya başlamış. Kavga uzadıkça uzamış ve kavga sonunda arslsn yaralı ve bitkin bir hale düşmüş. Zavallı arslan, ininde kanlar içinde yatıp aç ve çaresizce beklemeye başlamış.

Aslanın ava çıkamaması, en çok da onun artıklarıyla beslenmekte olan hayvanları üzmüş. Aç kalan hayvanların bu halleri, aslanın hareketi geçirmiş. Aslan hemen tilkiyi çağırmış, ve hem kendisine hem de artıklarıyla beslenen hayvanlara bir av bulmasını söylemiş.

Aslan, tilkiye:

─ Git bir öküz veya bir eşek bul ve onları kandırarak buraya getir. Böylece hem benim karnım doysun hem de sizin karnınız doysun, demiş.

Tilki, bunun üzerine bir av aramaya başlamış ve bir çorak ovada zayıf bir eşeğe rastlamış. Dostça selam verip yanına yaklaşmış.

Tilki, eşeğe:

─ Bu kupkuru ovada, bu taşlık, bu çorak yerde ne yapıyorsun, diye sormuş.

Eşek:

─ Bazen gam çekiyorum, bazen de Allahın bana verdiği kısmeti bulup şükrediyorum. Beterin beteri var, diye cevap vermiş.

Tilki, eşeğe aslanın inini çekebilmek için diller döküp durmuş. Eşeğe, kısmetini araması daha bol ve iyi yiyecek bulabilmesi için çaba sarf etmesi gerktiğini anlatmış.

Eşek, kendisine verilen rızktan memnun olduğunu ve rızk verenin takdirine razı olup sabretmeye alıştığını söylemiş.

Tilki, eşeğe yemyeşil çayırlar ve sular otlaklardan bahsederek:

─ O çayırda bulunan bulunan hayvanlara ne mutlu... Yeşillikten, çayırdan çimenden deve bile görünmez orada. Sen burada kalmaya devam edersen bir gün açlıktan ölürsün, diye abartılı abartılı konuşmuş ve eşeğin aklını çelmiş.

Ne yazık ki eşek, tilkiye:

─ Madem öyle sen niçin bu kadar zayıf ve çelimsizsin, demeyi akıl etmemiş ve tilkinin sözlerine kanarak onun peşınden gitmeye karar vermiş.

Tilki, eşeğin sakalından çeke çeke  onu aslanın bulunduğu çayırlığa doğru sürüklemiş. Aslan, uzaktan eşeğin gelmekte olduğunu görmüş ve eşeğin yaklaşmasına sabretmeden bir anda hırsından korkunç bir halde kükremiş.


 TİLKİ,EŞEK VE ASLAN

 Oysa aslanın yerinden kımıldayacak hali bile yokmuş. Aslanın kükremesiyle bir anda sıçrayan eşek gerisin geriye kaçmaya başlamış. Tilki, aslana yaklaşıp:

─ A padişahım, niçin eşeğin sana iyice sana yaklaşmasını beklemedin, diye söylenmiş.

Aslan:

─ Bir an gücümün yerinde olduğunu zannettim. Açlık ve halsizlikten sabrım da tahammülüm de kalmadı, demiş.

Aslan tekrar tilkiye gidip eşeği kandırmasını ve yeniden onun bulunduğu yere getirmeye çalışmasını emretmiş. Bu kez asla uyuma numarası yaparak eşeğe rahatça avlayacağını söylemiş. Tilki tekrar eşeğin yanına varmış.

Eşek tilkiyi görünce:

─ Senin gibi dosttan sakınmak gerek. Ben sana ne yaptım ki, tuttun beni ejderhanın yanına götürdün, diye yakınmış.

Tilki:

A dostum, senin gözüne görünen aslan veya ejderha değil, apaçık bir büyüdür. Ben senden daha küçük cüsseli olduğum halde, bana bir şey olmadı. Böyle bir ova büyü ve tılsım olmadan hiç yemyeşil dururmuydu? Başka hayvanlar gelip buraya yerleşmesin diye böyle bir tedbir uygulanmakta demiş.

Eşek:

─ Git buradan, seni gözüm görmesşn; az kalsın benim kanıma giriyordun?, diye karşılık vermiş. Ancak eşeğin iterazları ve tilkinin hilesinden kaçınması bir süre sonra ortadan kalkmış. Açlık ve hırs, eşeği tekrar o yeşil alana sürüklemiş. Eşek bu kez aslana iyice yaklaşmış.Aslan bir anda kükreyip eşeğin boğazına sarılmış ve onu paramparça etmiş. Bir süre sonra eski gücüne kavuşan aslan, su içmek üzere avının yanından ayrılmış. Tilki bunu fırsat bilerek eşeğin ciğerini ve yüreğini bir çırpıda yemiş. Aslan inine dönerken eşeğin ciğerini ve yüreğini yemek istemiş, fakat bir türlü bulamamış.

Aslan, tilkiye:

─ Eşeğin ciğeri ve yüreği ne oldu, diye sormuş.

Tilki, bütün kurnazlışıyla şu cevabı vermiş:

O kiyameti, o korkuyu, o kaçışı, o dağdan atlayışı yaşayanın ciğeri ve yüreği olsaydı, yeniden kalkıp bir daha buraya gelir miydi?       

 

 

 İkinci cilt

Tembel bir dalkavuk,zengin bir sultan olan akrabasına gelmiş. Çok sıkıntıda olduğu söyleyip,ondan yardım talep etmiş. Sultan, ona bir kitap hediye etmiş. Adam, sultana bir şey söylemeden huzurundan çıkmış, ama içi öfke ile dolu imiş. Sürekli kendi kendine, “Cimri herif, ben ondan para istedim, o bana kitap verdi. Ben kitabı ne yapayım!” diye homurdanıyormuş. Evet gitmiş. Kitabın ilk sayfasını açmış. Bakmış bir altın var. Diğer sayfayı çevirmiş,onda da bir altın... Sultan kitabın her sayfasına bir altın koymuş. Adam müthiş bir sevinç kaplamış. Aradan bir müddet geçınce tekrar sultanın yanına gitmiş:

 SULTAN

“Efendim!” demiş, “Verdiğiniz kitap o kadar güzel, o kadar faydalı idi ki, hepsini okudum, çok istifade ettim. Acaba aynı kitabın ikinci cildini de verebilir misiniz?” Sultan hiç istifini bozmadan:

“O kitabın ikincisi yok.” demiş.

* * *

İnsanın kıymetini bilmediği en önemli hazine ömür ve zamandır.Ne var ki insan,vaktin kıymetini bilmeden, onu gereksiz şeylere israf eder, “Nur topu günlerin kanına” girer. Halbuki, yirmi dört saat, yirmi dört altın gibi bir sermayeder ve en iyi şekilde değerlendirmelidir. Telafisi olmayan bir servet varsa, o da zamandır.

 

GÖZ ÇUKURU

  Halinden yoksul olduğu anlaşılan bir adam, deniz kenarında oltayla balık tutuyordu Tesadüfen oradan geçmekte olan ülkenin padişahı bu gariban adamla ilgilendi ve ona, "Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim" dedi Biraz sonra oltaya takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı Hükümdar balıkçıya, "Ne yapalım, şansın bu kadar, oltana ağır bir şey takılmadı" diyerek alıp sarayına götürdü Saraya varınca adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emretti Kemiği terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altın koymaya başladılar Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular ama kemik yerinden oynamıyordu Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminlerin on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi Altını doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı ama kemik tarafı yerinden kımıldamıyordu Bunda bir sır olduğunu anladılar Bir bilgeyi çağırıp bu sırrın ne olduğunu sordular Bilge kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulundu:"Bu kemik açgözlü bir insanın göz çukurudur Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine yerinden oynamaz Çünkü doymaz Ama bir avuç toprak bunu doyurur" Nitekim bir avuç toprak alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi .

 terazi


Yorumlar - Yorum Yaz


 TIKLA