TIKLA
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edkirtasiye?ref=hl
  • https://plus.google.com/b/106886206509708574199/106886206509708574199/posts
  • https://twitter.com/egitimdunyamiz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam129
Toplam Ziyaret1365897
ANKET
Sizce Eğitim Sisteminin En Büyük Eksikliği Nedir?
Site Haritası
REKLAM4
reklam5
REKLAM2
REKLAM1
REKLAM

ADALET HİKAYELERİ


 ADALET

Adalet nasıl dağıtılır
?

Eski zamanlarda,bir halife kiyafetlerini değiştirip sıradan bir yolcu kılığına girmiş ve halkının halini yakında değerli atla yaptığı yolculuk sırasında, Barsa şehrine birkaç kilometre kala, yolun kenrında yaşlı bir adam gördü. Adam hem topal ve fakirdi, hem de dileniyordu:

’’Sadaka! Sadaka! Allah rızası için birkaç kuruş sadaka!’’

Halife adama biraz para verdi. Yola devam  edecekti ki, aklına bir fikir geldi.

’’İhtiyar, yolculuk nereye?’’ diye sordu.

’’Basra’ya’’ diye cevap verdi adam. Halife adamı oraya kadar götürmeyi kabul etti.

            Atından inip yaşlı adamın hayvanın arkasına oturmasına yardım etti, sonra da Basraya doğru yoluna devam etti. Şehre girip de yolculuk sona erdiğinde halife topal adama seslendi:

’’Attan inebilirsin. Seni burada bırakıyorum. ’’

’’Attan sen in’’ diye karşılık verdi dilenci. ’’Bu at benim.’’

’’Ne?’’ diye haykırdı yolcu kılığındaki halife. ’’Sefil dilenci! Seni yol kenarından alıp atıma bindirmedim mi?’’ Karşısındaki halife sultan olduğundan habersiz yaşlı adam, hiç oralı olmadı:

’’Doğru. Ama bunu ıspat edebilir misin? Basrada ikimiz de yabancıyız. Benim sözüme karşı senin sözün. Ne yapacaksın?’’ Halife bu soru karşısında düşünmek zorunda kaldı. ’’Bu adamı tutup şu su kanalına atsam, Ağlayıp periyat edecek. Kalabalık toplanacak ve bana ‘İhtiyarın atını geri ver’ diyecekler’’dedi içinden. ’’Bu hırsıza büyük bir para versem, atıma binmeme memnuyitle izin verecek, ama bu defa da başkalarına aynı sahtekarlığı yapmak için cesaret bulacak.Davayı çözmesi için kadıya gitsem belki atımı kaybederim, ama Basra kadısının nasıl adalet dağıttığını da görmüş olurum. ’’Böylece,kadının mehkemesine gttiler. O sırada kadı, birisi yağı tüccarı, diğeri hammal iki kişinin davasına bakıyordu. Hammal elinde tuttuğu altını göstererek ’’Bu altın bana ait kadı hazretleri’’ diyordu.

’’Efendim’’ diye müdahale etti tüccar. ’’Altın benimdir. Yıllardır onu hep yanımda taşırım. İlk defa bugün kaybettim.’’

’’Şahidiniz var mı?’’ diye sordu kadı. İkisi de aynı cevabı verdiler:

’’Hayır efendim, yok.’’

’’O halde altını bana bırakın, yarın tekrar gelin.’’

’’Bu nasıl adalet dağıtma?’’ diye düşündü buna şahit olan halife.

Bir sonraki dava için seslendi. İki adam kadıya yaklaştılar.

’’Ne iş yaparsın? ’’ diye ilk adama sordu kadı.

’’Kitap yazarım. ’’

’’Buraya niçin geldin? ’’

’’Bu sabah ben dışarıdayken, birisi benim kitabımı çalmış. ’’ Yanında duran adamı gösteren adam, ’’Kitabı şu terzinin dükkanında gördüm.” diye devam etti. “Ama o, kitabin kendisine ait olduğunu iddia ediyordu’’

’’Şahidiniz var mı? ’’

’’Hayır, kadı hazretleri, yok’’

’’Pekala, o zaman kitabı bana bırakın ve yarın yine gelin. ’’

O sırada halife içinde ’’Sahiden de pek garip bir yargılama biçimi’’ dıye düşünüyordu.

Sonraki dava için kadı halifeyle dilenciyi huzuruna çağırdı ve halifeye sordu:

’’Kimsin ve şikayetin nedir? ’’ Halife’nin cevabı şöyle oldu.

’’Kadı hazretleri. Ben bir yolcuyum. Şehrin kapılarına brkaç kilometre kala yol kenarında bu topal dilenciyi gördüm. Acıdım ve atımın terkisine aldım. Şimdi merhametimin karşılığını en adi bir nankörlükle ödüyor. Atımın kendisine ait olduğunu iddia ediyor.’’Kadı dilenciye dönüp sordu:

’’Bu adamın suçlamalarına karşı ne diyorsun?’’

’’At  benimdir kadı hazretleri’’ diye söze başladı dilenci.

’’Onu daha tayken almıstım, elimde büyüdü. Birbirimizi kardeş gibi severiz. Atım elimden alanırsa ben ne yaparım? Görüyorsunuz, ben fakir topal bir adamım. Beni taşıması için sadık atıma ihtiyacım var. ’’

Sözün burasında, dilenci kadı’nın merhametini kazanmak için ağlıyormuş gibi yaptı.

’’Aman Allahım’’ dedi halife kendisine. ’’Bakalım kadı nasıl karar verecek? Bu yaşlı yalancı neredeyse beni de inandıracak kendi atımı çaldığıma! ’’ Kadı sükunetle ssordu:

’’Şahidiniz var mı? ’’

Halife’nin de dilencinin de cevabı aynıydı:’’Hayır efendim, yok’’

’’O halde, atı bu geceliğine askerlerimden birisine bırakın. Yarın tekrar mahkemeye gelin. ’’

Ertesi sabah,halife erkenden mahkemeye gitti. Kadının davalarda nasıl karar vereceğini görmeyi çok istiyordu.

Tam mahkemenin açılış saatinde kadı içeri girdi ve hemen yağ tüccarıyla hammalı çağırdı. Elindeki altını tüccara vererek ’’Paranı buyur’’ dedi. ’’Al ve yoluna git. ’’ Daha sonra hammala döndü. Sert bir sesle’’Sana ait olmayan bir şeyi sahiplenmeye çalıştın ve yalan söyledin’’dedi. Hammal suçluluk içinde önüne bakıyor ve tek kelime bile edemiyordu.

’’Askerler’’diye seslendi. ’’Bu adamı mahkemeden çıkarın ve ayağına yirmi değnek vurun. ’’

Sonraki davada, kadının huzuruna yazar ile terzi geldiler. ’’İlim Kitabı,anladım ki, yazara ait’’dedi kadı. ’’Şimdi kitabı ona veriyorum. Askerler! Yalan yere yemin eden bu terziyi alın ve eline otuz değnek vurun’’

Sonunda kadının huzuruna halife ile dilenci çağrıldılar. Kadi dilenciye dönüp “Merhamete neden nankörlükte karşılık verdin? Bilmiyor musun ki, dünyadaki en sefil mahluklar nankörlerdir?Topal olduğun icin seni dövdürmeyecegim ama işlediğin kötülüklerden tovbe edinceye kadar seni hapsettireceğim.

“Iyi kalbli yolcu, at senindir.Al ve yoluna devam et. Umulur ki merhametin ileride odüllendirilir.”

Halife kadıya teşekkür etti ve odanın gerisine çekildi.Kadı mahkemeyi terk edinceye kadar orada bekledi.Daha sonra kadının yanına giderek “Saygıdeğer kadı, bilgeliğinize hayran oldum.” Dedi.Muhakkak ki, fikirleriniz size ilham ediliyor. Yoksa nasıl böyle doğru kararlar verebilirdiniz?”

“Ilham degil” cevabını verdi kadı, “Bütün davalar aslında son derece basitti.Yağ tüccarının altını yıllardır yanında taşıdığını söüylediğini duymadınız mı dün gece?

ADALET

 

DOĞRULUK VE ADALET

            Mesut birinci sınıfta okuyordu. Arkadaşları ve öğretmenleri Mesut’u çok seviyorlardı. Ahmet akıllı ve dürüstü. Haklı olan arkadaşların daima arkasında idi. Ayrıca haksızlık yapılmasına da hiç mi hiç dayanamazdı. Hiç yalan söylemez yalan söyleyenlerle de arkadaşlık yapmaktan kaçınırdı. Doğru olanı her yerde hiç çekinmeden korkmadan söylerdi. Haksızlığa uğrayan bir arkadaşını gördüğünde dayanamaz, hemen yardıma koşardı.

            Günlerden bir gün teneffüs sırasında sınıflarında bir olay meydana geldi.

            Sınıfın akıllı ve aynı zamanda yaramaz çocuklarından biri sınıf başkanını, yardımcısını ve birkaç arkadaşını da ikna ederek sınıfta top oynamaya karar verdiler. Futbol topuyla bir oraya bir buraya derken bir ara yaramaz çocuğun vurduğu top öğretmen masasının üzerindeki çiçek dolu vazoya gelerek vazonun düşüp kırılmasına neden oldu. Bir an ortalığa derin bir sessizlik çöktü.Top oynayan çocuklar bu durum karşısında çok korktular. Yaramaz çocuk vazoyu oyuna kandırılarak zorla alınan sesiz, arkadaşlarını seven Gökhan’ın üzerine attılar. Gökhan her ne kadar “ben yapmadım” dediyse de suç onun üzerine kalmıştı. Başkan ve başkan yardımcısı da istemeyerekte olsa yaramaz çocuktan yana oldular.

            Bütün bu olup bitenlere sırasından şahit olan Mesut, arkadaşına çok üzülmüştü. Öğretmenleri zil çalınca sınıfa geldi. Vazonun yere düşüp kırıldığını görünce çok şaşırmıştı. Hemen sınıf başkanını çağırdı. Başkana vazoyu kimin kırdığını sordu. Başkan kısık ve ürkek bir sesle:

            -Gökhan kırdı öğretmenim dedi.

 ADALET

            Oyun oynayan bütün arkadaşları hep bir ağızdan “Evet öğretmenim Gökhan kırdı” dediler. Hepsi yalan söylemişlerdi. Çünkü başkanla oynamak hem güzel hem de onlar için bir ayrıcalıktı. Çünkü başkan herkesle oynamıyordu. Bu gruba karşı gelmek doğruyu söylemek bir daha onlarla oynamamak demekti. Bu sırada Gökhan hüngür hüngür ağlıyordu. Mesut arkadaşına yapılan haksızlığa dayanamıyordu. İzinsiz konuşmamak için kendini zor tutuyordu. Patlayacak bir yanardağ gibiydi. Öğretmen Mesut’a söz hakkı verdi. Mesut olup biteni bir güzel anlattı. Kimsede Mesut’a yalan söylüyor diyemiyordu. Çünkü Mesut’un yalan söylemediğini haksızlığa dayanamadığını bütün sınıf ve öğretmeni çok iyi biliyordu.

            Mesut; “Acaba beni dışlarlar mı, beni oynatmazlar mı?” diye hiç düşünmedi, düşünemezdi de

            Olayın doğrusunu anlattığında öyle bir rahatlamıştı ki kuş gibi hafiflemişti. Çünkü suçlular cezasını çekecek suçsuz olan haksız yere cezalandırılmayacaktı. Olay aydınlığa kavuşunca Gökhan Mesut’un yanına gidip teşekkür etti ve en doğru sözlü arkadaşının o olduğunu söyledi. Sonra da Mesut ile Gökhan birbirlerine candan arkadaşça sarıldılar.

            Yaptıklarından utanan başkan ve arkadaşları Gökhan’dan  özür dilediler.

 

 

 

KOMŞUNUN ŞİKAYETİ


Biri, Resul-i Ekrem (s.a.a)’ın huzuruna geldi ve
- Bana eziyet ederek huzurumu bozuyor” diye komşusunu şikayet etti.
Resul-i Ekrem (s.a.a):
- Tahammül et ve komşunun gürültü patırtısına aldırma, belki gidişatını değiştirir, buyurdu.
Bir müddet sonra ikinci defa gelerek şikayet etti. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu kez de tahammül et buyurdu.
Üçüncü defa geldi. ve
- Ya Resulallah, benim bu komşum gidişatını düzeltmiyor, beni ve ailemi rahatsız etmek için gerekenlerin hepsini yapıyor” dedi.
Resul-i Ekrem (s.a.a) bu defa ona

- Cuma günü, ev eşyalarını dışarı çıkar, yoldan gelip geçen halk görsün. Halk, sana “niçin ev eşyalarını buraya döktün?” diye soracaktır. “Kötü komşunun elinden” diyerek şikayetini bütün halka söyle. Şikayetçi aynısını yaptı, eziyet eden komşu ise peygamber daima tahammül et diyecek diye, hayal ediyordu.Halbuki zülmün def edilmesi hukukun müdafaası hususunda İslamiyetin, mütecavize saygı göstermeyeceğini bilmiyordu. Böylelikle herkesin huzurunda rezil olacağını sezen eziyetçi komşu, konuyu öğrenince yalvarıp yakarmaya başladı ve adamın, eşyasını evine taşımasını rica etti. Aynı zamanda komşusunu incitecek şekilde bir şey

yapmamaya söz verdi.
 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


 TIKLA